İnsanlara şikâyet etmeden Allah’a ve takdirine razı olmak
رضا العبد عن الله وعن أقداره وعدم الشكوى للمخلوق: قال عبد الله بن عمر الكوفي: كان عندنا بالكوفة رجل قد خرج عن دنيا واسعة وتعبّد، قال: وكان الفضيل بن عياض بالكوفة في أيامه قال: فقدم ابن المبارك، فقال له الفضيل: إن ها هنا رجلاً من المتعبدين قد خرج عن دنيا فامض بنا إليه ننظر عقله، قال: فجاؤوا إليه وهو عليل، وعليه عباءة، وتحت رأسه قطعةُ لبنة، قال: فسلّم ابن المبارك عليه، ثم قال: يا أخي بلغنا أنه ما ترك عبدٌ شيئًا لله، إلا عوّضه الله ما هو أكثر منه، فما عوّضك؟ قال: الرضا بما أنا فيه. فقال ابن المبارك: حسبك، وقاما على ذلك. [صفة الصفوة 3/129].
Türkçe anlamı
Abdullah b. Ömer el-Kûfî şöyle dedi: Kûfe’de büyük bir dünya servetinden yüz çevirip ibadete yönelmiş bir adam vardı. O dönemde Fudayl b. İyâz da Kûfe’deydi. İbnü’l-Mübârek gelince Fudayl ona “Burada dünya malını bırakmış bir âbid var. Gel, anlayışının ne kadar sağlam olduğuna bakalım” dedi. Hasta olduğu sırada yanına gittiler. Üzerinde bir örtü, başının altında bir tuğla parçası vardı. İbnü’l-Mübârek ona selâm verip şöyle dedi: “Kardeşim! Bize ulaştığına göre bir kul Allah için bir şeyi bırakırsa Allah ona daha büyüğünü verir. Sana onun yerine ne verdi?” Adam “Bulunduğum hâle kanaat” diye cevap verdi. İbnü’l-Mübârek “Bu sana yeter” dedi. İkisi de bununla yetindi. [Sifat al-Safwah 3/129].
Açıklama
Selefin söz ve hatıralarından aktarılmıştır.
Kaynak: Özgün kartın kaynaklarına bakınız.